MARADONA’NIN ARDINDAN…

cafer erdogan
Abone Ol

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

MARADONA’NIN ARDINDAN…

Yerel bir spor sitesinde olduğumuzun farkındayız ama konu Maradona olunca hemen her futbolseverin evine, gönlüne girecek özellikte biri olduğundan burada yazmakta sakınca görmedim.

Maradona benim gençlik yıllarımın idolüydü . Onu seyrettiğim için şanslı olduğum kadar bir yaşam kahramanının artık aramızda olmamasından dolayı da üzüntülüyüm.

Arjantin bu yüzyılda iki ikon armağan etti dünya sahnesine: Eva Peron ve Diego Maradona. Ancak Armanda Diego, geniş halk kitlelerini etkileme bakımından Peron’u fersah fersah geçti. Ekonomik ve sosyal zorluklarla uğraşan bir toplumun, alanında dünyanın en iyisi olan birini çıkarmanın verdiği doyumsuz meydan okuma hazzını yaşadı Arjantinliler yıllarca.

Pele ile hep kıyaslandı. Kuşkusuz Pele hem bizim neslimize hitap etmedi hem de elimizde Pele hakkında çokça geniş bir görsel materyal, her şeyden önemlisi güçlü bir yaşam öyküsü yok. Pele’nin takımı Garrincha, C. Alberto, Didi gibi birçok yıldızdan oluşuyordu. Pele, iyiler içinde en iyisiydi.

Oysa Maradona tek başınaydı. Bugün 1986 Meksika’da şampiyon yaptığı milli takımdan hangi futbolsever kaç oyuncu sayabilir ki! Süreç içinde İspanya 2.liglerinde oynayan Monzon’lar onun milli takım arkadaşı oldu. Hasılı Maradona’yı dünyanın en iyisi yapan her şeyi tek başına yapmasıydı. Futbolun çalışmayla elde edilen sonuçlardan çok doğuştan gelen yetenekle daha güzel olduğunun en güzel örneğiydi.

61 yıl sonra şampiyonluk yaşattığı Napoli’de de bu devrimi tek başına yaptı. Benim hatırladığım biraz Careca biraz da Alemao yardım ettiler ona. Geri kalan hatırlanmıyor bile. Zengin kuzeylilere karşı siyasal, toplumsal ve ekonomik bir zafer elde edilmişti. Kuzeyin Juventus, Milan, İnter hatta Roma gibi takımları diz çökmüştü kendilerini gerçek İtalyan sayan bu insanların önünde. Napoli onunla iki lig şampiyonluğu ve bir UEFA kupası aldı ama öyle bir olay yaşandı ki belki de dünya futbolunda bir daha yaşanmayacak bir hareketti bu. 1990 yılında İtalya’da düzenlenen dünya kupasında İtalya-Arjantin maçı Napoli’de oynandı ve Napoli halkı, seyirciler kendilerine tarihin en büyük mutluluğunu yaşatan bu kahramanı desteklediler milli takımlarına karşı. Onu karşılarına alamazlardı ve yüreklerinin sesini dinlediler. Eşsiz bir ironi oluşmuştu.

Napoli’de o kadar efsane oldu ki işi metafizik boyutlara taşıdı insanlar. 1987’deki ilk şampiyonluğun ardından mezarlıklara: Neler kaçırdığınızın farkında mısınız? Yazıları yazıldı. Ertesi gece şöyle bir pankarta şöyle cevap yazılmıştı o duvarda: Kaçırdığımızı nereden biliyorsun?

1990’da mekanik Almanlara karşı sonlarda gelen bir penaltı golüyle kupayı kaybettiğinde göz yaşlarını tutamadı. Yavaş yavaş vücudu futbol yükünü taşıyamıyordu. Bu arada önemli bir ayrıntıyı da göz ardı etmemek gerek. Bugünkü sarı ve kırmızı kart standartları olsaydı onun karşısındaki her rakip takım eksik oynardı. 1.65 boyu karşısında inanılmaz ve acımasız tekmeler yiyerek geçirdi hayatını. Fiziki özellikleri yönünden sıradan olması hatta fazla kısa olması da onun sevilmesinin başka nedenlerinden biriydi. Özel bir fizik, özel bir eğitim almadan da dünyanın en iyisi olunabileceğinin kanıtıydı.

Napoli’de oynarken şehrin en önemli figürlerinden mafya ile irtibatı oldu ve yavaş yavaş onların eline düştü. 60 yıllık yaşamının azımsanmayacak bölümünde kokain vardı ve bunu saklamadı. Her ne kadar fakirlerin temsilcisi olmuşsa da hiçbir zaman bir sosyalist gibi yaşamadı. Varlığını harcayarak da samimi bir öykü oluşturdu. Zaten onun bu kadar sevilmesinin nedeni de ‘insan’ olmasıydı. Zaafları, hataları ama samimiyetiyle bir insan. Bir imajmakerin oluşturduğu mekanik bir yaşama sahip olmadı. O kadar doğaldı ki yaptığı hatalar, bazen kibirli, kasıntı halleri bile onu daha fazla sevdirdi.

Futboldan kopmadı, teknik direktörlük yoluyla bu oyunun içinde kaldı ama bu alanda başarılı olamadı. Çünkü antrenörlüğün yoğun hesap kitaplı dünyası, düzenli çalışma metotları, belli bir plan onun karakterine uygun değildi. 5-6 yıl öncesine dair şunu hatırlıyorum: O zamanlar spor programı sunan Serhat Ulueren, Maradona’nın Trabzonspor’a geleceğini televizyondan duyurmuştu. Heyecanlanmıştım ama olmadı tabii…

Futbolda on numaranın popülerliği onunla başladı ve devam ediyor. Bir daha hiçbir on numaranın onun kadar karizmatik olamayacağı kesin. Futbol dünyanın en popüler sporuysa onun da en popüler ismi o oldu. Saha içinde ve dışında samimi, herkese yapmacıksız gelen bir yaşam oluşturdu. Örneğin şu anda Messi’nin istatistikleri belki vatandaşından daha iyi( Maradona yıllar önce Messi’yi veliahtı ilan etmişti zaten) ama onun gibi evrenin her yerinde anlatılacak bir yaşam öyküsü yok. Keza Ronaldo da mekanik bir kesiti temsil ediyor. Bana göre Avrupa kıtasının gelmiş geçmiş en iyisi olan Cruyff , Maradona’ya bu pop kültür açısından en yakın duran isim.

25 Kasım tarihi de çok ilginç . Britanya’nın  en sıra dışı yeteneklerinden, biraz da Maradona gibi yaşayan Kuzey İrlandalı futbolcu George Best’in de yaşamını kaybettiği gün. İkisi de erken öldü ve çok düzensiz yaşadılar,yaşamda rol yapma gereği hiç duymadılar. Bugün ayrıca Diego’nun yakın arkadaşı Küba lideri Fidel Castro’nun da öldüğü tarih.

Yaşayan efsane kavramı yok artık. Arjantin’de 3 gün, Napoli’de 1 gün yas ilan edildi. CNN,BBC ve tüm uluslar arası ve ulusal televizyonlar, gazetelerde birinci haber bu. Napoli stadının ismi büyük ihtimalle onun adını alacak. Geçmişte çocuklar sokak aralarında oynarken en iyi olduklarını  vurgulamak için kendilerine Maradona derdi. Şimdi onun yerini alacak ne bir isim var ne de sokak aralarında oyun oynayacak çocuk!

 

Giriş Yap

Sportif54.com - Sakaryaspor ve Sakarya Amatör Futbol Haberleri ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!